Yapıcıoğlu: Halkın yüzde 90'ı yargıya güvenmiyor Yapıcıoğlu: Halkın yüzde 90'ı yargıya güvenmiyor

HÜDA PAR Bingöl 2’inci Olağan Kongresi Genel Başkan Zekeriya Yapıcıoğlu’nun katılımıyla Bingöl Belediyesi Kültür Merkezinde yapıldı.

Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan kongre, partinin tanıtım ve faaliyetlerinin yer aldığı sinevizyon gösterimiyle devam etti. 

Partisinin Bingöl il kongresinde konuşan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, adalet mekanizmasında yaşanan sorunlardan aile kurumunda gelinen noktaya, uyuşturucu bağımlılığındaki artıştan devlet eliyle kumarın teşvik edilmesine birçok konuya değindi.

‘Dürüst Siyaset Gerçek Adalet’ şiarıyla girdikleri siyasette 5 yıllarını geride bıraktıklarını belirten Yapıcıoğlu, parti programlarını yazarken, öncelikli hedeflerinin adaleti yeniden tesis etmek olduğunu ve adaletin hiçbir şeye feda edilemeyeceğinin altını önemle çizdiklerini söyledi.

Boşanma oranlarındaki artışın tehlikeli boyutlara ulaştığını vurgulayan Yapıcıoğlu, "Aile kurumu çökerse, bir millet ayakta kalamaz" ifadelerini kullandı. Uyuşturucu ve kumar tehlikesine de dikkat çeken Yapıcıoğlu, uyuşturucu kullanımının sadece polisiye tedbirlerle çözülemeyeceğini belirtirken kumarın devlet eliyle teşvik edilmesini eleştirdi.

"Halkın yüzde 90'ı yargıya güvenmiyor"

Gelinen aşamada 2’inci Olağan Kongre süreçlerinde yine ‘Önce İnsan, Öncelik Adalet’ dediklerini ifade eden Yapıcıoğlu, "Evet, niçin önce insan niçin öncelik adalet? Niçin parti programımızda birinci öncelikli hedefimizin ‘adaleti yeniden tesis edilmesi’ ve niçin ‘adaletin hiçbir şeye feda edilemeyeceğini’ 5 yıldır salonlarda, miting meydanlarında; yeri geldi seçim otobüsünün üstünde, yeri geldi televizyon ekranlarında veya gazete köşelerinde anlatmaya çalıştık? Memlekette adalet terazisinin bozulmuş olduğu, halkın yüzde 90’ından fazlasının şu anda adalet mekanizmasına güvenmediği artık gün gibi ortada. Herkes şikâyetçi ve emin olabilirsiniz şikâyetçi olmayanlar, işi adliyeye hiç düşmediği için adalet teşkilatının tıkır tıkır işlediğini zanneden insanlar ya da adliyeye işi düştüğünde öyle veya böyle nalıncı keseri gibi işi rast gittiği için, işin tıkırında gittiğini düşünüyor ve durumdan şikâyetçi değil." dedi.

"Hakim ve savcıların 3'te biri terör örgütü üyesi olmaktan ihraç edildi"

Son 2 yıl içerisinde hakim ve savcı olarak görev yapan 13 bin kişinin üçte birinin ‘terör örgütü üyesi olduğu’ ya da‘terör örgütü ile iltisaklı olduğu’ gerekçesiyle meslekten ihraç edildiğini belirten Yapıcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir memleket düşünün o memleketin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, meslekten ihraç gerekçesi olarak o hakim ve savcıları meslekten atarken diyor ki, bu kişiler dosyalarla ilgili karar verirken adaletin gereğinin ne olduğuna hiç bakmadılar, kendi örgütsel çıkarları, kendi örgüt menfaatleri veya kendi liderlerinin talimatları doğrultusunda kararlar verdiler. Yani bulundukları makamları, ellerindeki yetkileri bir silah gibi kullandılar kendi önlerini açmak için. Kendi yandaşlarına yer açmak için. Kendilerine rakip ya da önlerinde engel gördükleri insanları bertaraf etmek için. Ya da insanların bulundukları makamlardan indirmek için. Kendilerine ram olmayan, onlara boyun eğmeyen, onların isteklerini yerine getirmeyenleri itibarsızlaştırmak için."Kim söylüyor bunu? Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu söylüyor. Başka kim söylüyor? Memleketin Adalet Bakanı söylüyor. Başka kim söylüyor? Memleketi idare eden Başbakan söylüyor. Memleketin en tepe noktasındaki Cumhurbaşkanı söylüyor. Ne diyor? ‘bu adamların adaleti tesis etmek gibi bir düşünceleri olmadı. Bazı dosyaların fotokopilerini Pensilvanya'ya gönderdiler. Orası ne der diye kulak kabartılar ve ona göre karar verdiler’ dedi."

"28 Şubat Yargısının mağdurlarının bir kısmı hala cezaevlerinde"

Bir yandan FETÖ yargısı, bir yandan da 28 Şubat'ın brifingli yargısının kıyım yaptığını belirten Yapıcıoğlu, "Bugün 4 Mart. 4 gün önce 28 Şubatpost modern darbesinin timsali haline gelen 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısının 21 yıldönümü. O 28 Şubat sürecinde yine hukuk katliamları yaşandı. Hatırlayınız memleketin yüksek mahkemelerinde, Yargıtay’da, Danıştay’da, anayasa mahkemesinde görevli yüksek dereceli hakimlerin memleketin yüksek rütbeli askerlerinin daveti üzerine, Genelkurmay karargahına giderek oradaki konferans salonlarında, brifing salonlarında apoletlilerden brifingler aldılar. Ne dediler 28 Şubat sürecinde o dönemin askerleri? ‘İrtica ile mücadele’ adı altında memleketin harcı olan, çimentosu olan, özü olan, devamının garantisi olan ve milletin bizatihi kendisi olan dindar halka savaş ilan ettiler, fişlediler, onları özgürlüklerinden ettiler. Onları ticaret yapma hakkından ettiler, bakkala, seyyar satıcıya kadar yeşil sermaye diye fişlediler. Tesettürlü olduğu için bacılarımızın öğrenim hakları ellerinden aldılar. Pekçok kardeşimizin memuriyet haklarını elinden aldılar ama daha da önemlisi ‘irtica ile mücadele’ adı altında pek çok dindar insanı, engizisyon mahkemeleri gibi adeta doğradılar ve onlardan bir kısmı halen içerde. Şimdi biz yıllardır söylüyoruz bunu. Diyoruz ki, bir yandan FETÖ yargısı, bir yandan 28 Şubat'ın brifingli yargısı kıyım yaptı bu memlekette, zulüm yaptı. Pek çok insanı zulmen içeri attılar." şeklinde konuştu.

"Bir yasal düzenlemeyle mağduriyetler giderilebilir"

28 Şubat aktörleri ile FETÖ'cülerin yargılandığını ama onların mağdur ettiklerinin de cezaevlerinde tutulduklarını belirten Yapıcıoğlu, yapılacak yasal düzenlemeyle 10-15 yıldır cezaevlerinde tutulanların mağduriyetlerinin giderilebileceğini söyledi.

Yapıcıoğlu, "Şimdi 50 bine yakın insan FETÖ’den dolayı tutuklu. Şimdi 28 Şubat post modern darbesinin kudretli generallerinden yüz kusuru Ankara'da Ağır Ceza mahkemesinde yargılanıyor. Bunlardan 60 tanesine savcı müebbet hapis cezası istiyor. Ama onların zulmettiği, onların zulmen içeri tıktığı, zulmen özgürlüklerini çaldığı insanlar daha cezaevinde. Bu zulümdür. Zulme seyirci kalmak zulümdür. Zulme rıza zulümdür." dedi.

"Hangi yargı bu mağduriyetleri giderecek?"

Bir önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 28 Şubat mağduriyetlerinin giderilmesi yönündeki açıklamalarını hatırlatan Yapıcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sayın Cumhurbaşkanı da 2 yıl önce yine bir Mart ayında Konya’da yapmış olduğu bir konuşmasında, ‘şer gibi görünen şeyde hayır vardır. Biz bu insanların nasıl zulümler yaptığını öğrendik ve İnşallah bunları düzeltme fırsatını bulduk. 5 yıl 10 yıl 15 yıldır içeride haksız yere çürüyen kardeşlerimiz var’ dedi. Dedi değil mi? Şimdi iki gün önce bir soru üzerine -bunlarla ilgili bir çalışma olacak mı diye- sayın cumhurbaşkanı da,‘adalet bakanlığımız bu konula ilgili bir çalışma yapıyor.’ Ondan önce de ‘ben inanıyorum ki, yargı bu işi düzeltilecektir’ demişti. Biz de soruyoruz buradan. Hangi yargı? Brifingli yargıyı gördük. FETÖ bağlantısı olan yargıyı gördük. O yargıya operasyon yapılınca daha önce Bekaa Vadisi'nde PKK’nin idarecisi Abdullah Öcalan’a gül takdim eden, onun silahlı adamlarını teftiş eden birisi vardı, şu anda bir siyasi partinin genel başkanı. Onun ‘şu anda altın çağını yaşıyor’ dediği yargı mı? Hangi yargı düzeltecek bunu? Kimin umurunda oradaki garibanlar. Bizim hükümete çağrımız şudur. Sayın Cumhurbaşkanı memleketin en tepe noktasındaki idareci olarak, bu konuda çalışma yaptığını söyleyen Adalet Bakanlığı ve diğer devlet ricalinden şunu talep ediyoruz. Eğer gerçekten siz 5 yıl 10 yıl 15 yıldır bu insanların -ki 25 yıldır içeride olan insanlar vardır biliyorum- bu insanların gerçekten zulmen içerde olduğuna inanıyorsanız. Gerçekten o mahkemelerin onlara haksızlık yaptığını düşünüyorsanız, gerçekten bugün ‘terörist’ diye içeri tıktığınız insanların o mahkemelerde yargılama yaparken adaleti tesis etme gibi için dertlerinin olmadığına, yargıyı ve bulundukları makamı bir silah gibi kullandıklarına inanıyorsanız; şuanda da yargının bütün bütün temizlendiğini iddiada etmiyorsanız -ki bunu iddia etmeniz çok zordur, çünkü yargıda iktidar savaşı devam ediyor-öyleyse çok basit bir şekilde bunu halledebilirsiniz. Bir yasal düzenleme ile bu işi halledebilirsiniz."

AİHM: Yeniden yargılanmalı; Yerel Mahkeme: gerek yok

28 Şubat mağdurları için AHİM'nin yeniden yargılanmalı yönündeki kararlarının yerel mahkeme tarafından dikkate alınmadığını belirten Yapıcıoğlu, "Bana ulaşan bir bilgiyi paylaşıyorum. 1994 yılından beri tam 24 yıldır içeride olan bir vatandaş, o gayri hukuki ve adil olmayan yargılama süreçleri sonucunda müebbet hapse mahkum olan bir zat, bir vatandaş, bir mümin. İç hukuk yollarının tamamını tükettikten sonra bir sonuç alamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmiş. Hangi mahkemeye? O mahkeme ki, sadece Refah Partisi'nin kapatılması ve başörtüsü davalarında Türkiye'yi haklı bulmuş. Diğer bütün davalarda Türkiye’yi mahkum etmiş bir mahkemeden bahsediyorum. Yani ‘sen insan haklarını ihlal ediyorsun’ diye çok sık Türkiye aleyhine kararlar alan bu mahkeme bile bu kardeşimizin adil yargılanmadığına, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılanması gerektiğine hükmetmiş. Bu kardeşimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı üzerine kendi mahkemesine yeniden müracaat etmiş ve demiş ki, ‘bakın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi daha önceki yargılamanın adil olmadığına hükmetti. Benim yeniden yargılanmam lazım. Düzmece, sahte delillerle, içi boş dosyalarla bana kanunlarındaki en ağır cezayı verdiniz. Ben bu cezayı hakketmedim yeniden yargılamam gerekiyor’ diyor. Mahkemenin kararı,‘her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirlemiş ise de, yargılamanın yeniden yapılmasını gerektirecek bir durum mevcut değildir, talebinin reddine’ diyor. İşte size yargı, işte çare olacağını veya o mazlumların yarasına bir parmak merhem çalacağını düşündüğünüz yargı budur.

"Hükümete sesleniyorum bu zulmü bitirin artık"

Yargının durumu zaten içler acısı, eğer topu ona atarsanız mazlumların ahı Arş-ı Âlâ’yı titretecektir. Arşa yükselen mazlumun ahı indirir şahı. Mazlumun bedduası ile Rabbin arasında perde yoktur. İktidar partisi milletvekillerinden bir tanesi sosyal medyada paylaşılan bir yazısında diyor ki, ‘ben bazı cezaevlerine gittim. Daha önce de bazı davalardan mahkum olmuş insanları gidip dinledim. Gözyaşlarımı tutamadım. Daha önce söylediğim gibi şimdi bir kez daha söylüyorum. Bu insanların bu saatten sonra bir dakika bile içeride kalması zulümdür.’ Evet, aynen öyledir. Hükümete sesleniyorum bu zulmü bitirin artık." diye konuştu.

"Aile kurumu çatırdıyor"

Memleketin gündemindeki yakıcı konulardan bir tanesinin de aile kurumunun çatırdıyor olması olduğunu vurgulayan Yapıcoğlu, aile kurumu çökerse, bir milletin ayakta kalamayacağını belirtti.

Yapıcıoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü: "TÜİK istatistikleri açıklandı. Boşanma oranı hızla yükseliyor. Evlilik sayısı düşüyor ve boşanmaların önemli bir kısmı, yüzde 38'lik kısmı evliliğin ilk beş yılında gerçekleşiyor. Bizim milletçe oturup bu işe kafayı yormamız, nereye doğru gidiyoruz diye kendi kendimize sormamız gerekiyor. Ne oluyoruz? Şunu hatırdan çıkarmamak lazım. Özellikle memleketi idare edenlerin şunu çok net bir şekilde anlaması lazım ki, aile toplumun çekirdeğidir, temelidir, onun temel taşıdır. Eğer bir binanın tuğlaları çürürse, patır patır dökülürse o bina ayakta kalamaz. Eğer aile kurumu çökerse, bir millet ayakta kalamaz. Aile kurumunuz çatırdıyor. Niçin? Memlekette çok af buyurun her türlü fuhşiyatın önü ardına kadar açık. Toplumu ifsat etmeye çalışanlar teşvik bile görüyor."

"Kumar teşvik ediliyor"

Geçim sıkıntısı had safhada olduğunu ama kumarın teşvik edildiğini ifade eden Yapıcoğlu, "Resmisi gayri resmisi, yasal olanı olmayanı, merdiven altında veya sosyal medya üzerinden ya da internet üzerinden kumar oynanıyor. Geçim sıkıntısı çeken insanlar gelirlerinin bir kısmını kumara veriyor. Hükümetin bir bakanı da çıkıp talihsizce şunu söyleyebiliyor:‘Biz yasadışı kumarı önlemek için yasal -onun tabiriyle şans oyunlarını- cazip hale getirecek tedbirler üzerinde çalışıyoruz’. Çare neymiş? Kumarı kayıt altına almak, onun vergisini almak. Çare neymiş hükümetin bakanına göre, ‘yasal şans oyunu’ dediği vergisi verilmiş kumarı cazip hale getirmek. Eğer siz kumarı cazip hale getirirseniz bütçe açıklarınızı kapatmak için, siz kendi altınızı oyarsınız.

Zaten açlık sınırının altında bir asgari ücret veriyorsunuz insanlara. Türk-İş'in rakamlarına göre 4 kişilik bir ailenin sadece gıdaya harcaması gereken para, bin 650 liranın üzerinde ama asgari ücret bin 603 TL. Yine o rakamlara göre tek başına bekar bir insanın, kira ve diğer masraflar dahil geçim sağlayabilmesi için en az 2 bin 22 TL’ye ihtiyacı var aylık. Ama asgari ücret bin 603 TL. Devlette memur olarak çalışan insanların yarısından fazlasının, yüksek dereceli idareci olan memurlar hariç, pek çok memurun maaşı yoksulluk sınırının altında. Fakat siz vergi yükünü dar gelirli insanların sırtına yüklemekte bir beis görmüyorsunuz, üstüne üstlük onun ümitlerini kamçılayarak piyango gibi, toto-loto gibi bilmem envai çeşit isimle siz insanları bir de kumara teşvik edeceksiniz. Sonra da boşanma sayıları niye artıyor diyeceksiniz. Artmasın mı? Evliliklerin sayısını neden düşüyor? İnsanlar korkuyor, insanlar aile geçindirebilecek miyim diye korkuyor." dedi.

"Memlekette hayvancılık bitti"

Bingöl'ün hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı illerden biri olduğunu ancak memlekette hayvancılığın bittini dile getiren Yapıcoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: "Meralar bitti. Çiftçi hayvanını fenni yem ile beslemek zorunda kalınca yani yemi para ile alınca, et fiyatlar yükseldi. Çare? Çare eti ithal edelim. Ne olacak et ithal edince? Et fiyatları düşecekmiş. 2 market zinciriyle anlaştılar, ‘siz ucuz et satacaksınız biz size et getireceğiz’ peki o ete kaç kişi ulaşabiliyor? Kasaplarda fiyat düştü mü? Şimdi siz öyle bir fiyata o marketlerde verseniz o eti satmaları için, üreticinin mal ettiği fiyatının altında et satarsanız, çiftçi ne yapsın? Elindeki hayvanı zararına da olsa kesecek. Daha fazla besleyip daha fazla yem verdikten sonra satmaktansa. Ve bir müddet sonra bu memlekette çok daha pahalı bir et olarak dönecek. Neden? Çünkü hayvan sayısı azalacak. Şimdi hükümete soruyorlar ‘neden böyle, ne yapalım?’ Can güvenliği olmadığı için millet yaylalara çıkamıyor. Memlekette işsizlik var ne yapalım? Memleketin Doğu bölgelerinde huzur olmadığı için sermaye ürkek, müteşebbisler cesaret edemiyor, oraya gidip yatırım yapamıyor o yüzden işsizlik var. İyi de benim güzel kardeşlerim memlekette huzur ve güvenliği tesis etmek sizin göreviniz değil mi? Vatandaşın can ve mal emniyetini sağlamak sizin vazifeniz değil mi? Siz bir vazifenizi yapamadınız diye diğer vazifeyi yapamadığınız da o ilk kabahatinizi diğerine mazeret mi yapıyorsunuz?"

"Uyuşturucu sorunu sadece polisiye tedbirlerle çözülemez"

Uyuşturucu belasının korkunç bir hızla yaygınlaştığını belirten Yapıcıoğlu, "Şuandaki rakamlara göre Türkiye'de 15 ile 65 yaş arası her 100 kişiden 2,7'si en az bir kez bir uyuşturucu denemiş. Bu oran hızla yükseliyor. Tedbir alınmazsa şu anda yüzde 40’ları aşmış bazı Avrupa ülkelerini birkaç yıl içerisinde Allah muhafaza yakalayabiliriz. Neden bu kadar yükseliyor? İçişleri Bakanımız geçenlerde çıktı bir kükredi: ‘Okul önlerinde uyuşturucu satıcısı yakalayan ve onun ayağını kırmayan polis memurları vazifesini yapmamıştır. ’Çare olarak bunu mu görüyorsunuz? Okul önündeki torbacıyı yakalarsın 3 gün sonra bir başka torbacıyı gönderiler oraya. Siz bu işin ağababalarına dokunabiliyor musunuz? Bu işin üreticilerine dokunuyor musunuz? Sadece torbacı yakalamakla bu işi önleyemezsiniz. Sadece polisiye tedbirlerle de bu işi önleyemezsiniz." şeklinde konuştu.

"Uyuşturucuyla mücadelede kullanılan dile dikkat edilmeli"

Medyanın uyuşturucuyla mücadelede kullandığı yanlış dilin HÜDA PAR'ın önerisiyle bir nebze de olsa düzeldiğini belirten Yapıcıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bir müddet önce uyuşturucu ile ilgili şöyle bir uyarıda bulunduk. Dedik ki, bütün ajanslar, haber kanalları, devletin resmi ajansı dahil şöyle bir dil kullanıyor ‘Falanca yerde şu kadar kilo, uyuşturucu ele geçirildi, piyasa değeri şu kadar.’ Tabi o bahsettikleri rakamlar da çok uçuk rakamlar. Şimdi düşünün fakiri, işsizi, garibanı bu kadar çok olan bir memlekette, hiçbir zaman cebinde 2 bin TL'yi bir araya koymamış milyonların olduğu memlekette; hatta aybaşı geldiğinde ‘ben taksitlerimi ödeyebilecek miyim?’ diye kara kara düşünen, oraya buraya borçlanmış, bankacıya, tefeciye yakasını kaptırmış insanlar bu kadar çok iken; siz haberleri verirken ‘şu kadar milyon değerinde, şu kadar kilo uyuşturucu yakalandı.’ Adamın aklını çeliyorsunuz. Diyor ki, ‘aslında bu iş iyi bir iş değil ama acaba ben borçlarımdan kurtulmak için bir sefer yaparsam bir şey çıkar mı?’ diye şeytan dürtüyor adamı. Yapmayın bunu, öneri sunduk. İnsanları uyuşturucudan uzaklaştırmak mı istiyorsunuz? İsterseniz şöyle deyin, ‘şu kadar insanı zehirlemeye yetecek bu kadar uyuşturucu yakaladık.’ Böylece insanlar uyuşturucunun kötü bir şey olduğunu anlasınlar. Hamdolsun o günden sonra kimse‘bunu duyduk’ demedi. Kimse HÜDA PAR’ın ismini zikretmedi ama en azından ben, eğer olmuşsa bile artık ‘uyuşturucunun piyasa değeri şu kadar’ diye bir cümle görmedim, çok şükür."

"Bakın biz bundan rahatsız falan değiliz. Bu öneriyi biz yaptık, niçin bizden bahsetmediler? Önemli değil. Önemli olan işin doğru yapılması, mecrasında yürümesidir. Önemli olan milletin, memleketin menfaatine olacak işlerin yapılması kim yaparsa yapsın. Biz diyoruz ki, bizi dinleyin. Bakın biz sadece eleştirmiş olmak için eleştirmiyoruz. Yanlış yaptığınızda sadece hükümetin yanlışlarını değil, bakın basının da yanlışlarını söylüyoruz. Yanlış yaptığınızda o yanlışa parmak basıyoruz, işaret ediyoruz, Yanında doğrusunu da söylüyoruz. Doğru doğru yolu da gösteriyoruz."

"TRT Belgesel materyalizmin propagandasını yapıyor"

TRT Belgesel'de gösterilen belgesellerde kullanılan dili eleştiren Yapıcıoğlu, dindar nesil söylemlerine de dikkat çekerek, "Bir zamanlar Sayın Cumhurbaşkanı,‘biz dindar bir nesil, bir gençlik yetiştirmek istiyoruz’ demişti. Nasıl yetiştiriyoruz? Yetiştirebiliyor muyuz gerçekten? Devletin kanalından bahsedeceğim. TRT'nin bir belgesel kanalı var TRT Belgesel diye… O belgeselleri seyredin, ben bazen denk geldiğimde nasıl bir dil kullanıyor diye dikkatle izlediğimde şunu net bir şekilde görüyorum. Baştan aşağıya materyalist maddeci bir insan yetiştirmek için şuur altına ince ince işliyorlar. O gözle bir bakınız. Buradan söylüyorum yetkililer bu işe bir eğilsinler. İşin uzmanları o belgesellerde kullanılan dile bir dikkat etsinler. O belgeselleri izleyen gençlik, dindar bir gençlik mi olur yoksa ateist, materyalist bir gençlik mi olur? Şimdi siz devletin icraatlarıyla, kumarı yasal hale getireceksiniz ve teşvik edeceksiniz, vatandaşın vergileri ile çarkı dönen televizyon kanalında materyalizmin propagandasını yapacaksınız, sonra da sözle ‘biz dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz’ diyeceksiniz. Dindar nesil böyle yetişmez. Dindar nesil yetiştirmek isteyen sivil toplum kuruluşlarının da önünü keserseniz hiç yetişmez zaten." dedi.

"Memleketin hür kadrolara ihtiyacı var"

Son olarak kadın erkek HÜDA PAR kadrolarına seslenen Yapıcığolu, "Bu yüzden diyoruz ki ey hür kadrolar, kardeşlerim, bacılar. Bu memleketin size ihtiyacı var. Bu memleketin sizlerin yol göstermesine ihtiyacı var. İnşallah biz ismimiz gibi olacağız. Hidayete çağıran, dosdoğru yola çağıran kadrolar olarak, vazifemizi yapmaya devam edeceğiz. Bu vazifeyi daha güçlü yapmak için işte bugün kadrolarımızı yeniliyoruz, bir takviye yapıyoruz. İnşallah bu kongreden sonra daha güçlü adımlarla geleceğe biraz daha hızlı bir şekilde ilerleyeceğiz. Fakat şunu unutmayacağız. Yükümüz ağırdır, menzilimiz uzundur. Gerçekten yükümüz çok ağırdır ve bu uzun mesafede bu ağır yükü taşıyabilmek için maddi-manevi çok iyi bir donanım sahibi olmak gibi bir mecburiyetimiz var. Sımsıkı kenetlenmemiz lazım. İnşallah bu kardeşlik duygusuyla, memleketin ve milletin hayrını isteyen bu samimi duruşla, ihlas ile çalıştığımızda Rabbim de bereketini katacaktır. Bacılarım size de şu tavsiyede bulunuyorum ve şu istirhamda bulunuyorum. Herhangi bir dava, kadın eli değmediği zaman emin olun yarım yamalaktır. Ben öyle inanıyorum ki, sizin fıtratınıza Cenabı Allah tarafından yerleştirilen o yüce annelik duygusu -henüz anne olmamışlar da dahil, fıtratınızda vardır. O annelik duygusu- ile o şefkatle, o yetiştirme arzusuyla eliniz bu davaya dediğinde İnşallah o gün kanatlanacaktır. Sizin yükünüz diğerlerinden daha ağırdır. Rabbim güç kuvvet versin. Rabbim utandırmasın. Rabbim bizi yardımcısı bırakmasın." şeklinde konuştu.

HÜDA PAR Bingöl İl Başkanı Hamdullah Tasalı ise yaptığı konuşmada kongrenin hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.

Konuşmaların ardından seçime geçildi. Divan Başkanlığı seçiminin ardından faaliyet raporu okundu. Daha sonra İl Muhasibi Yavuz Korkmaz da malî raporu okudu.

Yapılan seçimde mevcut başkan Hamdullah Tasalı, geçerli oyların tamamını alarak yeniden HÜDA PAR Bingöl İl Başkanlığına seçildi. (Ramazan Casuk, Nihat Kanat- İLKHA)

 



Kaynak: https://ilkha.com/haber/71806/yapicioglu-halkin-yuzde-90i-yargiya-guvenmiyor 

Kategori:
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal

KATEGORİ HABERLERİ

-