BİR YİĞİT ADAMIN İBRETLİK HIKAYESİ SOFİ CELİL ..2


Evet sizlere dedem Sofi Celil`in hatıralarını anlatmaya devam edeceğim. Dedem Sofi Celil babasının kendilerini Gökdere (Erdürek) Köyü Gal yaylasına bırakıyor. Çünkü Şehid Şeyh Said`in Askerleri ve bölgenin tanınmış en büyük komutanı Kelexsi Köyünden olan Şeyh Şerif Efendi Köye gelmiştir. Artık dine savaş açan, medreseleri kapatan, camileri ahıra çeviren bir zihniyete karşı Hüseyin olma zamanıydı. Yani Sofi Celil Dedemin Babasının adı Hüseyn idi isminin hakkını vermesinin zamanı gelmişti.

Evet dedem anlatmaya devam ediyor;

 Her yokuşun bir inişi vardır. Tıpkı Gal yaylasına çıkarken ki zahmetli yol, inerken rahmete dönüyordu. Babam o rahmet yolunda seri adımlarla yayladan aşağı iniyor bir taraftan da düşünüyordu. Ucunda belki ölümün olduğu bir yol vardı. Önünde dünya, mal, çocuk ve yardan vazgeçmek vardı. hangi taraf ağır geliyordu dünya ve ahiret yurdu arasında, gel git yapıp nefsiyle boğuşuyorken Sıbasèy tepesinden esen serin rüzgarla ve kòl tepesine varıp Şeyx Said neferlerinin sesleriyle kendime geldim. Şeyx Said Efendi`nin kardeşiyle  olan bir sözü aklıma geldi.

-“Haydi bırâ (kardeş) gidelim buralardan bizi rahat bırakmazlar. Bak malımız çocuklarımız var ve itibarımız var bize kucak açan başka diyarlara gidelim. Yoksa malımız gider, namusumuz ayaklar altınada çiğnenir,  ailece bizi katlederler.”

diyen kardeşine Şeyx Said Efendi elindeki bastonu gösterip şu sözleri haykırmıştı;

-“Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine bu dine savaş açanlara karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin'den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu Allah düşmanlarına karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi;

 “Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah'ın emirlerini ayaklar altına almışlar. Evet ben Allah yolunda mücadeleye  başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!”

Sözü beni silkeledi  heyecanla şevkle “Ya Hu Allah” deyip nefsi bir kenara attım.

Ardüreke (Gökdere) vardım.  Şeyx Şerif ve Askerleri köye gelmiş, köylüler gelenleri bağrına basmıştı. Misafirperverliğini ortaya koyuyor neyi var neyi yoksa Şeyhin askerlerine ikramda bulunuyorlardı.

Artık sefer zamanı idi. Babam bazı köylülerimizle beraber Şeyh Şerif`in askerlerine katılıp, askerlerle beraber Palu`ya doğru yolaldı. Bingöl`ün Genç İlçesi alınmış ve sıra Palu`ya gelmiştir.

 

Daha sonra Elaziz`e kadar gelmişlerdi. Halkın çoğunlukla desteklediği bu kıyamda atlarla, yaya yoluyla,  çarıklı ayaklarla,  sabırla ve sebatla ilerlenmiş Elaziz`de alınmıştı. Daha sonra herkesin Batının desteğini alan Devlet yeni silahlarla Kıyamı bastırmak için dışarıdan ve kendini o zamanın Kemalist Rejimine satan bir kısım aşiretlerde içerden Kıyamı bastırmak için saldırdılar. Yapılan bu ihanet neticesinde kıyam bastırıldı. Bu hak ve halk harekatı engellendi. Geri çekilmeden sonra herkes köylerine, yüksek yerlere çekildiler.

Bir baskın,  büyük bir katliam ve zulümün ayak sesleri yaklaşıyordu. Bende yaylada bir hüzün ve teselliyle babamı beklerken, artık dayanamayıp köye indim. Köyde hep babamla geçirdiğim günleri hayal edip boynu bükük beklerken bir gurubun köye doğru geldiğini haberini duyunca yerimden fırlayıp evin önündeki boşluğa (kıley xat) e geldim. Geçen her dakika heyecanım yükseliyordu. Nihayet köy çeşmesinden (wır iniy dow), o heybetli ve vakur duruşuyla babamı tanıdım. Babama doğru koşarak babama sarıldım. Buram buram hasret kokuyordu. Beni kollarının arasına alıp bağrına bağrına bastı.

Bitkin ve çok yorgun görünüyordu. Eve varıp biraz dinlendikten sonra halk evimize akın etti. evimizde toplanan kalabalık onun ve arkadaşlarının ağzından çıkacak cümleleri bekliyordu. Ne olup bittiğin tam olarak bilmiyorlardı. Katliamların işlendiğini, namusların kirletildiğini, malların talan edildiğini duymuşlardı. Bunun doğruluk derecesini anlamak istiyorlardı. En önemlisi ne yapacaklardı. İşte gözler babama kitlenmişti, babam üzgün ve ağır bir şekilde şunları söyledi;

-“Köyden uzaklaşmamız lazım herkes yüksek yerlere çıksın. Şu ana kadar duyduklarınızın tamamı doğrudur. Devletle işbirliği yapan Şeyh Said`i arkadan hançerleyen aşiretleri bile katlediyorlar. Gerisini siz düşünün”

 deyince bir korku ve  endişe sardı Ardüreki . Daha babamla tam hasret gidermeden tekrar yaylaya doğru yola koyulduk.  Babamın o nur yüzünde bir dalgınlık bir endişe hüzün okunuyordu, sürekli bana sarılıp sanki de  hiç bir zaman  bir daha görmeyecekmiş gibi bakıyordu..

Kòl tepesine vardıktan sonra arkasına dönüp böyle bir baktı köye doğru ve bana ve anneme ;

-“Bak evlat  (buni lacmı) bak hanım (buni cinek), Her yolun bir sonu olduğu gibi hayatımızın da bir sonu vardır. Doğruluktan ve hak yoldan sonu ölümde olsa asla ayrılmayın"

Sanki bir veda konuşmasıydı. Bizlere sonradan olacakları haber veriyordu. Acıların eksilmediği bu topraklarda, daha ne zulümler ne cürümler işlenecek ve tarihte isimleri geçmeyen nice kahramanlar yok edilecekti.

Lacek lawo lace şâri

rââr huméy zehmeto zari

Eğer tı wazın sılumeti..

bia xu  wir pirıkun xuyi

 

foto
Yazar: Musa ÖZDEMİR
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal