Evet, Türkiye'de Müslüman üniversiteli bacım sen!

      Kurtuluş savaşında Fransız askerlerinin Maraş'ta bir kadının örtüsüne el attığı için Maraşlılar savaş başlatmıştı. Bu olay Maraş'a "kahraman" sıfatını kazandırmıştır. Örtüye el atmak savaş başlangıç sebebi olmuştu.
       Cumhuriyet kurulduktan sonra ise yapılan Şapka Kanunu sonucunda şehirlere sarıklı, şalvarlı, çarşaflılar vb. sokulmamaya başlamıştı. "Milletin efendisi" diye ilan edilen köylü vatandaşlar kıyafetlerinden dolayı şehirlere alınmak istenmiyordu. Cumhuriyet gelmişti gelmesine de, aslında çarşafını top mermisine saran  Anadolu'daki Müslüman kadın örtülüye gelmemişti. 
       Celal Bayar'ın cumhurbaşkanı olduğu dönemde, çarşaflar toplatılıp, eşarp ve pardesü dağıtılmıştı. Şimdilerde pardesü bile gericilik.
         27 Mayıs darbesi sonrasında, 1961 yılında yasaklar çok ileri gitti. 28 Şubat'ta boyut değişti. 28 Şubat 1997'de İstanbul Üniversitesi yönetimi ikna odaları kurdu. Ya başlarını açıp okullara gireceklerdi, ya da okulu terk edeceklerdi. 
         İşin öbür boyutu ise Fetö ablaları dinden imandan uzak hedefleri doğrultusunda uygun görülen başaçıkların çantalarına örtmeleri için başörtüler sıkıştırıyordu. Ya da büyük büyük yerlerden gelen emirlerle "başörtüsü furuat"tır  diye gerekirse başını örtenler başlarını kolaylıkla açmış oluyorlardı. O dönemlerde başı örten etken iman iken bu meşru ablalar başları iman değil emir adına takmayı Türkiye'ye getirdi. Dolayısıyla başörtünün  tesettür ruhu yerini başörtünün tarzı aldı.
      Oysa ki;  siz üniversiteli başörtülü bacılarım, siz İslam'ı yaşamaya başladığınız andan itibaren başörtü örttüğünüzde, mesuliyet sahibi olduğunuz manasına geliyor. Üniversiteye yerleştiğiniz de bu mesuliyet katlanmıştır. Gerek tesettürünüzde gerekse de inancınızdan dolayı siz seçilmişsiniz, özelsiniz.
       Siz Asla, herhangi başka genç kızlar gibi olamazsınız. Onların yaptıklarını yapamazsınız,  yapmamalısınız. 
       Üniversiteliler imanı, Kur'an'ı hiç bilmeyenler ile dolu. Ailede görmemiş, Müslüman olduklarının farkında olmayan genç ve mahsum genç kızlar var. Resulullah İmam Ali'yi uzak bir yere gönderirken: Ey Ali: senin  vesilenle herhangi birisi iman nurunu seçerse bu senin için dünya ve üzerindekiler den daha hayırlıdır" demişti. Siz bu bilinçle hareket etmeli ve bu bilinçle olmalısınız.
         Sizin boş verme, kendi öz başınızla hareket etme lüksünüz olamaz. Siz öbürleri gibi olamazsınız. "Mümin kişi cahille karşılaştığı zaman selam deyip geçer" modunda olmalısınız. Sizin bu yolu seçerken tüm bunları da seçmiş olduğunuzu unutmayın, unutturmayın.
           90'larda ciddi mücadeleler verildi. Kimi okulundan, kariyerinden oldu. Kimi coplanan, tek kişilik hücrelerde tutuldu. Sınıflara Ordu gibi girilip, sırf başörtülü diye Müslüman başörtülü üniversiteli bacılarımız, bir terörist gibi aşağılayıcı bir şekilde zapt edilip insanlar arasından rencide edilir bir pozisyonda ağızları kapatılarak araçlara bindirildi.
         90'larda üniversitelerde başörtüsü mücadelesi has iman  mücadelesiydi. Çünkü kalp  imana bürünürken,  bedende tesettüre bürünür. İmanla tesettür paraleldir. Başörtülü demek imanlı demekti. Hayalı demekti, edepli demekti. Başörtüleri imanı hissettirirdi, tarzı değil. Başörtüleri boyunlarından ve yakalarının üzerinden salıverilirdi.
       Başta da bahsettiğimin  muhteşem ablalar sayesinde Türkiye'de "dandik başörtüsü" söylemini getirdi 
Başlar örtülüyordu fakat beyinler örtüsüz.
Başlar örtülüyordu fakat beyinler bi-iman.
Başlar örtülüyordu fakat beyinler bi-haya.
Başlar örtülüydü ama beyinler bi-namaz.

Başlar imandan değil, program ve proje sonucu örtülmüştü. soğuk buz gibi suratlarla başlarını örttükleri o örtüleri  acınası duruyordu. İçlerinde iman olmadan örttükleri başörtüden belki de utanıyorlardı. Dolayısıyla başını kapatmasına rağmen kendilerine bir şekil verme derdine düştüler. Kiminin başörtüsü küçüldü, yakalar enseler görünür oldu. Bu da yetmedi; başını örtmek ile beraber yüzlerdeki soğukluk makyajla gizlendi.  Vücudunun güzelliğini ortaya sermek adına saçını gizlese tayt pantolonlarla,topuklu ayakkabılarla kombin yapıldı.  "Konuşmanızı inceltmeyin, kalbinde hastalık bulunanlar, yanlış anlar" sözü erkekler içinken bu kez "kalbi hastalıklı bayanlar" türedi. Halbuki başını tek örtmek yetmezdi. Kalbindeki kötülükleri de örtmek gerekirdi.
        Evet, Türkiye'de Müslüman üniversiteli bacım sen! Bu hastalıklı kalpli olanlara karşı, Zeynep'in yezide karşı haykırışı gibi haykırmalısın. Çünkü herkesin gözü senin üzerinde,  izleniyorsun. İmanlı başörtülü nasıl olmalı  ve yaşamalı göstermelisin. Tıpkı 90'larda mücadele veren hemcinslerinin gibi olmalısın. Ve 90'larda çalınan "Ben Kalksam ve Dirilsem imanımla dirilsem" Marşı'nı hem söylemeli hem de yaşamalısın. Çünkü sen Türkiye'de bize bir umutsun. Gurursun ve gözümüzün aydınlığısın.
Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle.

Saadet Sarıtunç 

foto
Yazar: Saadet SARITUNÇ
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal